-
BAKAN BAKAN
Murat KURUM
1976 yılında Ankara’da doğdu. 7 Mayıs 1976 yılında Ankara Çankaya’da dünyaya gelen Murat Kurum, ilkokulu Ankara ve Mardin’de okudu. Konya İnşaat Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Kentsel Dönüşüm alanında yaptı.
-
BAKANLIĞIMIZ
-
BİRİMLER
- E-HİZMETLER
-
HABERLER
-
İLETİŞİM
-
BAKAN
-
BAKANLIĞIMIZ
-
BİRİMLER
- E-HİZMETLER
-
HABERLER
-
İLETİŞİM
BAKAN
Murat KURUM
1976 yılında Ankara’da doğdu. 7 Mayıs 1976 yılında Ankara Çankaya’da dünyaya gelen Murat Kurum, ilkokulu Ankara ve Mardin’de okudu. Konya İnşaat Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını Kentsel Dönüşüm alanında yaptı.
BİRİMLER
-
Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
-
Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü
-
Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü
-
Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü
-
Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü
-
Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü
-
Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü
-
Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü
-
Milli Emlak Genel Müdürlüğü
-
Personel Genel Müdürlüğü
-
Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü
-
Yapı İşleri Genel Müdürlüğü
-
Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü
-
Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı
-
İç Denetim Birimi Başkanlığı
-
Strateji Geliştirme Başkanlığı
-
Yüksek Fen Kurulu Başkanlığı
-
Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
-
Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
-
Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı
-
SGB / Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü
-
12 Şubat 2026
Yavaş Atık Hareketi: Zamanı, Tüketimi ve Dönüşümü Yeniden Düşünmek
Yazar: Dr. Sabahattin Turan
Bir nesneyi atık yapan şey nedir? İşlevini yitirmesi mi, yoksa artık ilgimizi çekmemesi mi? Modern çağın tüketici aklı, nesneyi yalnızca kullanışlılığı üzerinden değerli bulur. Kullanılmayan ise atılır. Oysa bu “atış” sadece fiziksel bir eylem değildir; insan, atığı atarken kendi geçmişini, emeğini, zamanını ve çoğu zaman da doğayla olan bağını da terk eder.
Yavaş Atık Hareketi, tüketim toplumunun körleşmiş alışkanlıklarını derinlemesine sorgular; “tükettiğin kadar varsın” anlayışının yerine “anladığın kadar yaşarsın” yaklaşımını koyar ve atığı yalnızca maddi değil, aynı zamanda kültürel ve varoluşsal bir olgu olarak konumlandırır.
Tüketim toplumunun en görünmez ideolojisi hızdır: Hızlı üret, hızlı tüket, hızlı yaşa ve hızlı unut! Bu hız ekonomisinin gölgesinde atık da ivmelenir; dayanıklılığı azalır, kullanım ömrü kısalır, tamir edilebilirliği ya da yeniden işlev kazanma ihtimali ortadan kalkar. İşte bu yüzden Yavaş Atık Hareketi, yalnızca atığın hızını yavaşlatmak değil, yaşamın ritmini yeniden düşünmek; zamanı, tüketimi ve değer üretimini başka bir ölçekte kurmak için bir çağrıdır.
Sorgusuz sualsiz atık kutusuna attığımız bir plastik şişe bile bir geçmişe, bir emeğe, bir hammaddeye ve bir ekosisteme bağlıdır. Yavaş atık düşüncesi, tüm bu bağı görünür kılmaya çalışır.
Atık, yalnızca bireysel tercihlerimizin sonucu değil; aynı zamanda toplumsal hafızamızın bir yansımasıdır. Eski mahalle çeşmeleri, paslı soba boruları, çatlamış cam bardaklar… Eskiden bunlar atılmaz, onarılırdı. Bugün ise atık olarak gördüğümüz her şey, aynı zamanda geçmişle bağımızın kopuşunu temsil eder.
Yavaş Atık Hareketi, bu kopuşa karşı bir arayıştır. Unutulmuş bir kelimeyi yeniden hayatımıza çağırır: onarım. Onarım, yalnızca nesnelerin çatlaklarını gidermek ya da işlevlerini geri kazandırmak değildir; aynı zamanda insanın kendi iç bütünlüğünü, toplumsal bağlarını ve varoluşsal köklerini yeniden kurma çabasıdır. Çünkü dışarıda biriken her atık, içimizde de birikir; görünmez yığınlar hâlinde duyarsızlık, yabancılaşma ve köksüzlük olarak üzerimize çöker. Atığın yalnızca maddi değil, ruhsal ve kültürel bir karşılığı olduğunu hatırlatır bize. Bu nedenle Yavaş Atık, sadece tüketimi yavaşlatma değil, aynı zamanda insanı ve toplumu yeniden onarma, hafızayı tazeleme ve yaşamı arındırma pratiğidir.
Yavaş Atık Hareketi’nin sesi yüksek değildir. Miting yapmaz, sosyal medyada akım yaratmaz, reklam filmleriyle göz kamaştırmaz. O, bir annenin sandığında saklanan eski bir düğmede ya da yıllar önce dikilmiş bir elbiseyi onaran ellerde yeniden yankılanır.
Bu hareketin çığlığı, suskunluğundadır. Çünkü anlam, bazen bağırarak değil; durarak, yavaşlayarak, düşünerek ve onararak bulunur.
Belki de tam bu yüzden, bir atık kutusunun önünde uzun uzun durabilmeyi yeniden öğrenmeliyiz.
Belki o an, Atık Radyosu’nda senin hikâyen yankılanıyordur.
Ve belki, o yayın, bir gün senin için bir kurtuluş çağrısına dönüşür.