• 12 Şubat 2026

Mekânsal Aidiyet Üzerinden Toplumsal Bağların Yeniden İnşası ve Mahalle Konakları

Yazar: Semra Türkmen Yılmaz

Bu durum, mahallelerin yalnızca dinî işlevine değil, mekânın çok katmanlı kullanımına da işaret eder. Söz konusu yapılar, ibadet mekânı olmanın ötesinde; mahallelinin bir araya geldiği, haberleştiği ve ortak meseleleri müzakere ettiği sosyal merkezler olarak işlev görmüştür. Bu bağlamda mahalle, kültürün temel bileşenlerinden biri olan inançla ilişkilenen bir toplumsal üretim alanına dönüşür. Komşuluk ilişkilerinin icra edildiği, sosyal hafızanın üretildiği ve aktarıldığı bu mekânlar, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal normların oluştuğu ve korunduğu alanlardır. Osmanlı şehirlerinde mahalle; bireylerin birbirini tanıdığı, karşılıklı sorumluluk ve hatta kefalet ilişkilerinin tesis edildiği; bu yönüyle hem toplumsal denetimin hem de dayanışmanın üretildiği, gündelik yaşamın merkezî bir örgütlenme biçimi olarak öne çıkar. Bu nedenle mahalle, içinde bulunduğu kentin yalnızca bir parçası değil; ondan çok daha fazlasıdır.

Bu tarihsel arka plan, mahalle kavramının belirli bir döneme özgü romantik bir olgu olmadığını; aksine toplumsal ihtiyaçlara yanıt üreten, mekân ile sosyal ilişkiler arasında denge kuran bir örgütlenme modeli olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak modern kentleşme süreci bu ilişkiyi büyük ölçüde parçalamış; mahalleyi sosyal içeriğinden arındırarak idari ve fiziksel bir tanıma indirgemiştir. Bu kopuş, mahalle kültürünün bütünüyle ortadan kalkmasından ziyade, onun mekânsal karşılığını yitirmesiyle sonuçlanmıştır. Günümüz kentlerinde sıkça dile getirilen “mahalle özlemi” de, aslında kaybolan bu mekân-toplum ilişkisinin bir başka ifadesi olarak okunabilir.

Bu bağlamda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen 500 Bin Sosyal Konut Projesi kapsamında planlanan mahalle konakları, üzerinde durulmayı hak eden güncel bir mekânsal yaklaşım sunmaktadır. Bakanlık tarafından açıklanan 500 mahalle konağı projesinin programı; taziye mekânları, yaşlılara yönelik etkinlik alanları, kafeterya, aile sağlığı işlevleri, anaokulu, el sanatları ve üretim atölyeleri, spor alanları ve misafirhane gibi bileşenlerden oluşmaktadır. Bu yapılar aracılığıyla bir yandan sağlık ve eğitim gibi kamusal hizmetlerin yerinde sunulması hedeflenirken, diğer yandan farklı yaş grupları ve ihtiyaç kümelerinin aynı çatı altında buluşması sağlanarak sosyalleşme, üretim ve dayanışma pratiklerinin desteklenmesi amaçlanmaktadır.

Bu yaklaşımın en dikkat çekici yönü, konut üretimini yalnızca barınma ihtiyacına indirgemeyen; mahalle ölçeğinde gündelik yaşamı, kamusal hizmetlere erişimi ve toplumsal dayanışmayı birlikte kurgulayan bir sosyal donatı anlayışına dayanmasıdır. Fonksiyonel açıdan bakıldığında mahalle konakları, klasik anlamda çok amaçlı bir toplum merkezinin ötesine geçmektedir. Zira burada, mahalle ölçeğinde hem gündelik ihtiyaçları karşılamayı hem de mahalle kültürünü ortak mekânlar üzerinden yeniden üretmeyi amaçlayan bütüncül bir sosyal-kentsel organizasyon önerisi söz konusudur.

Toplumsal ilişkilerin zayıflaması yalnızca Türkiye’ye ya da belirli bir kentleşme rejimine özgü bir sorun değildir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan modern kentleşme süreci, farklı coğrafyalarda benzer sonuçlar üretmiş; bu durum mahalle ölçeğinde toplumsal etkileşimi yeniden kurmaya yönelik mekânsal modellerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Avrupa ve Kuzey Amerika başta olmak üzere pek çok ülkede geliştirilen Neighborhood Center, Community Center projeleri, bu ortak soruna verilen planlama temelli yanıtlar olarak değerlendirilebilir. Bu örnekler, Osmanlı-Türk şehir geleneğindeki mahalle yapısıyla biçimsel değil, işlevsel bir benzerlik taşımakta; aynı toplumsal arayışın farklı bağlamlardaki ürünleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Mekân ile toplum arasındaki ilişkide aidiyetin evrensel bir ihtiyaç olduğunu gösteren bu yaklaşımların tamamı, büyük ölçekli kamusal alanlar yerine yerel ve erişilebilir mekânlar üzerinden, modern kentte zayıflayan yüz yüze ilişkileri yeniden güçlendirmeyi hedeflemektedir. Mahalle konakları ise bu evrensel yaklaşımı, tarihsel olarak aşina olunan mahalle fikri üzerinden yeniden üretmesi bakımından özgün bir konumda durmaktadır.

Bu yönüyle, 500 Bin Sosyal Konut Projesi kapsamında planlanan 500 mahalle konağı, modern kent kurgusunda yaşanan tarihsel kopuşa verilen çağdaş bir yanıt olarak okunabilir. Kuşkusuz bu yapılar, Osmanlı mahallesinin doğrudan bir yeniden inşası değildir; ancak yüz yüze etkileşim, ortak mekân ve gündelik dayanışma gibi temel ilkeleri, günümüz kentleşme koşulları içinde yeniden yorumlama çabasını yansıtmaktadır. Bu açıdan mahalle konağını, modern planlama pratikleri içinde kaybolan ara-ölçeği yeniden kurmaya yönelik mekânsal bir arabulucu olarak değerlendirmek mümkündür. Sonuç olarak mahalle konakları, değişen şehirleşme koşullarına rağmen toplumsal ihtiyaçları merkeze alma iddiası taşıyan önemli bir girişimdir. Bu girişimin asıl kıymeti, geçmişin mekânsal biçimlerini taklit etmesinde değil; tarihsel mahalle deneyiminden süzülen toplumsal ilkeleri çağdaş kentsel yaşamın gerçeklikleriyle buluşturma çabasında yatmaktadır.

Hızlı Erişim
Hızlı Linkler
Uygulamalar